-hulya

Arman Malkhasyan 2
Seninle birini tanıştırmak istediğimi söylüyorum. Babamla yemekler yapıyorsunuz ve erkek arkadaşımla karşında duruyoruz. Nasihatler ediyor, o muazzam hikayelerinden anlatıyorsun yine. Yarı kürtçe, yarı türkçe; arada tercümelik yapmamı zorunlu kılıyorsun anne. Çok kalabalık bugün ev diyorum, bütün akrabalarımla tek tek herkesle tanışıyor erkek arkadaşım ve sohbetler ediyor. Sen yine misafirlerini ağırlamak için mutfakta, seyremiş kaşlarınla, alnında biriken terle yemekler yapıyorsun. Her zamanki gibi telaşlı ve gösterişlisin. Elinden yemek yemeyi özlemişim diyorum, arkamı dönüp gidiyorum. Taksiye atlıyoruz, yeğenim, ben ve erkek arkadaşım. Giderken arkamızdan çok hızlı biri koşuyor tedirgin ediyor beni. Havadan bombalar düşüyor, erkek arkadaşım sanki kanatlanmış gibi bizi bir sığınağa götürüyor.
-‘Anne yine öleceksin’ diye bağırıp uyandığımı anımsıyorum.
En azından rüyalarımda diri kal yalvarırım.
Kal ki;
Çillerini görebileyim.
Hiç üşenmeden keselediğim sırtını, ovuşturduğun göbeğini, gri ile kızıl karışımı saçlarını, elinde tabağa boca ettiğin meyvelerle odama girişini, al yanaklarını görebileyim.
Bazen sesini dahi işitiyorum anne, sakın rüyalarımda ölme!

Standard

-muteber

Lyle Motley  (19)

Anlattığın hikayeleri anımsayıp sürekli tekrarlıyorum anne. Onları çocuklarıma anlatıp senin gibi bir anne olacağım. Söylediğin her şeyin anlamını yaşayarak görüyorum. Söylediğin her şeyi bir bir anlamlaştırıyorum. Para biriktirmeyi, sadık olmayı, ağır başlı olma çabalarım bile aklıma kazınan türlü nasihatlarından anne. Bugün çok eski bir fotoğrafını birine gösterirken ‘ne güzelmiş annen’ diye söyleyen insanların gözlerinin içine bakıp gülüyorum. Bugün fotoğrafına yapılmış yorumdan sonra bir daha fotoğrafına bakıp annem olduğun için şükrediyorum. Yeni bir işe başladım. Orada hasta olan insanlar annelerinden söz ederken mutlu oluyorum. Annelerinin zorla nane limon içirmeleri bana seni anımsatıyor. Bazen börek getiriyorlar, anne eli değmiş. Senin yaptıklarına benziyorsa çok fazla yiyemiyorum ve öyle olunca tüm sevincim yitiyor. Bu eylemlerin hiçbirini özlemiyorum aslında anne. Sadece seni istiyor, çillerini ve seni özlüyorum..

Standard

Özlemek

Bu gece buruğum anne. Eski bi kaç fotoğrafına rast geldiğim için mi bilmiyorum ama buruğum işte. Eve geldiğimde seni görmeyi özledim. O kadar kolay yazılıyor ki, bu yüzden tekrar tekrar buruklaşabilirim. Özlüyorum, evde seni bulmayı diliyorum. Her gün. Biliyorum deli diyeceksin belki ama bazen iş yerinden evi arıyorum evde kimse yok biliyorum ve telefonu açmanı istiyorum. Kimse açmıyor anne, bu evde elinin telefona uzanacağı kimse kalmadı. Burada yaşanmıyor da üstelik, hayat daha çok zorlaştı. Gitmeseydin ve ben yaşayacağım o salak saçma şeylere yine ağlasaydım. Gitmeseydin herşeyi dert etmeye razıydım. Şimdi herşeysin sen ve bir tek sana ağlıyorum ben.
Hadi çık gel, daha küçük bi evdeyiz ve yatağımı sana verebilirim. Bi kaç kıyafetini de saklıyorum üstelik. Hadi gel, burda seni bekleyen bi kızın var. Rüya gibi gel. Gittiğin gibi Eylül’de gel..

IMG_0203.JPG

Standard

-yek

Resim

Bugün bir arkadaşımla dertleşirken seninle ilgili hiçbir konuyu es geçmedi ama dikkate de almadı gibi geldi. Bazen insanların bunu yapması zoruma gidiyor anne. Beni deli gibi görüyorlar sanıyorum. Sonra yaramı deşmemek için sus pus kaldıklarını var sayıyorum. Nasıl sığ bir yaklaşım değil mi? Belki de gerçekten normal değilimdir ama pek umurumda değil. ‘Umurunda olan şey nedir kızım’ diye sorsan; ‘hiçbir şey’ derim anne. ‘Hiçbir şey’. Sen dışında hiçbir şey. Nasıl olduğunu merak ediyorum ve gerçekten yanında olmak istiyorum. Orayı güzelleştirdiğini hayal edip resimler çiziyorum ve anne burada hala salak saçma şeyler oluyor. İnsanlar üzülüyor o salak saçma şeylere. Umursuyorlar en önemlisi. İnsanlar birbirini umursuyor ve gerçekten acı çektiklerini düşünüyorlar. Gülüyorum çoğu kez ama sıkıldığımdan. Hani sinirden güler ya insan öyle işte. Gülüyorum ve gerçekten kendi kendime konuşmaktan daha büyük zevk alıyorum. Çünkü bence kimse iletişime geçebileceğim kadar insan değil. Çünkü gerçekten senden sonra umursana bilir insan sayısı binde bir. Ama Tanrı anne. Onunla iyi bir iletişimimiz var. Beni sana getiriyor. Bazen sen bile bana geliyorsun Tanrı’yla olan iletişimimiz sayesinde. Ama bazen delirtiyor beni anne. Bazen diyorum ki; bir daha Tanrı’ya seni sormayacağım. Beni çıldırtacak kadar güzel yanıtlar veriyor. Sonra delirecek kadar ulaşıyorum sana.

Standard

Resim

Tasmasıyla bir dükkanın önüne bağlı olan köpek o gün şansıma bağlı değil. Onunla dalga geçiyorum ve peşimden koşmaya başlıyor. Deli gibi korkuyorum. Duvarlardan atlıyorum ve bahçelere giriyorum ama peşimi bırakmıyor. Ağlayarak 10 yaşlarımda deli gibi koşuyorum. Köpek peşimi bırakmıyor, ta ki bir yere takılıp düşene dek. Sağ baş parmağım kanıyor, ufak bir sıyrık aslında ama ben kanı görünce daha çok ağlıyorum. Eve doğru giderken sen elinde poşetlerinle pazardan geliyorsun. Hızlı adımlarla geliyorsun. Sarmalıyorsun beni eve  götürüyor ablamdan yara bandı ve kolonya istiyorsun. Balkondayız ve ablama sürekli bağırıyorsun anne. Kolonyanın yerini tarif ediyorsun  ama ablam bir türlü bulamıyor kolonyayı. Sen çok sinirleniyorsun ve daha fazla bağırıyorsun. ‘anne bağırma ona’ diyorum içimden. Yıllarca gözümde canlandı bu anı. Hangi parmağımı yaraladığımı hiçbir zaman unutmadım bu yüzden. Ablama bağırışın beni çok üzmüştü ve bir de ona hıçkıra hıçkıra ağlamıştım.
Bu anıyı ablam hatırlıyor mu bilmiyorum ama şimdi sağ olsaydın, bin kere bağır isterdi biliyorum.
Ben bin kere yaralanmak isterdim.
O bin kere kolonyayı bulmamak isterdi.
Ben bin kere içimden; ‘ona bağırma anne’ demek isterdim.
Bin kere sarmala beni isterdim.
Bin kere elinde poşetle bana telaşla koş isterdim.

geri dön

Aside

İyi geceler anne

Resim

Arkamda, sağım ve solumdasın. Dolup dolup taşıyorum ‘sen’ diye. Yastığıma sızan yaşların hiç geçmediğini görüyor ve sıkça değişiyorum kılıfımı. Kendi kılıfıma damlayan yaşların izleri yıkanarak geçmiyor ama anne. Kendi kendime konuştuğum bilmem kaçıncı gece. Kendi kendime isyan ettiğim, kendi kendime konuşup delirdiğim.. Karşı komşunun beyaz eşarp takmasını bile yadırgıyor haldeyim. Bayır çıkan teyzenin ellerindeki poşetleri koşarak almak ve marketin önünde poşete patates dolduran teyzelere yardım edesim geçiyor içimden. Bastonu elinde teyzenin önünde abartısız bir süre kalakalıp; ‘biraz daha yaşasaydın ya anne’ diye iç geçirirken birikiyorum. Yorganın üstünde ellerimi koca yumruk haline getirip üstümü örtmeni bekliyorum yine, yine, yine!. Sonra sen örtüyormuş gibi yapıp üstümü örtüyorum ve konuşuyoruz saatlerce. Sırtını özlediğimi söylerken seviniyorsun, ağlıyorum ve sen hep gülüyorsun. Kırmızı yanakların solgun görünmüyor ve yine o seyrek kaşlarına içten içe gülüyorum. Uçak sesiyle irkiliyor ve uyumalıyım diyorum. Umarım odana gidip uyursun anne, çünkü sabah olunca seninle kahvaltı etmeyi deli gibi istiyorum. Çünkü kapımı pat diye açıp uyan demeni bekliyorum.

Seni seviyorum.
Çok kere.

Standard

– anne;

Resim

10 Eylül 2013 sabahı; “bana para versene anne” dediğimde; “bu sana vereceğim son para” demiştin. Biliyordum psişik hislerinin olduğunu ama bu kötü anıyla baş edemiyorum. Ürküyorum gün be gün. Arkadaşlarım, yeğenlerim yada kuzenlerimleyken gülüyorum mesela, eğleniyorum da. Sonra seni bir daha hiç göremeyeceğim ve tüm fotoğraflarını bir albüme kitlediğim geliyor aklıma. Gecenin bir vakti süt annem tarafından sana ait bir fotoğraf gönderiliyor. Sıkıca yumduğum gözlerimden düşen damlalarla keşke telefonum bozulsa diyorum, çünkü sonrasında gözlerim kan çanağı olana dek telefona odaklanıyorum. Çünkü hep aynı poz, çünkü hep gülüyorsun. Çünkü ben sana sarılmayı, sen de popomu sıkmayı istiyorsun, özlüyorsun, biliyorum.

Toprağa kin güdüyorum.

Standard